Ben mi, biz mi?

Bencillik: Genel olarak kişinin kendi nefsine, benliğine ve çıkarlarına düşkünlük göstermesi, haz ve mutluluklarını hayatın mutlak ilkesi yapmasıdır.
Bencillik: Ben merkezli bir hayat tasavvurudur. Ben tok olduktan sonra bütün insanlar açlıktan ölse bana ne! zihniyetinin sahibidir.
Dinimiz, bireyselliği, bencilliği, ben merkezli olmayı tasvip etmez, aksine, insanların , sahip olduğu maddi ve manevi servetlerini paylaştıkça ve bütün bunlardan verdikçe, iyilerden olabileceklerini ve olgunlaşabileceklerini vurgular. 
Dinimiz insanoğlunun gösterebileceği bencillik duygusunu tamamen yasaklamıştır.
Dinimiz, bencillik duygusunu besleyip geliştirmeye çalışanları şeytanın işbirlikçisi olarak telâkki ediyor.
Vefekar, cefakar, dışa dönük insanların sayısı her geçen gün azalmakta.
Kendim de dahil olmak üzere insanların fena halde ben merkezli insan olmaya başladığını söylemek mümkün.
Hepimiz giderek sadece kendimizin var olduğunu düşünüyoruz!
Ben merkezli bir yaşaman her alana sirayet etmiş.
Başkaları için bir şeyler yapmak veya fedakarlıkta bulunmak duygusundan çok uzaklaşmışız.
Paylaşmayı unutmuş gibiyiz.
Bireysel düşünüp, çıkarlarımızı her şeyin üzerinde tutan bir yaşam ilk önceliğimiz olmuş.
Bu yaşam tarzı bizi geçmişimizden ve değerlerimiz den uzaklaştırıyor.
Geçen hafta karşılaştıklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bir  toplantı için Hatay a gittim.
Samandağ ın bir köyüne gittik.
Köyde  çeşitli etnik kimliğe sahip  vatandaşlarımız bir arada yaşıyor.
Gayrimüslim vatandaşlarımızın ortak hareket etme ve çalışma tavırlarına şahit oldum.
Yüz yıl önce yapılan kilise bünyesinde bir araya gelerek yeni yaşam alanları oluşturdukları gibi ortak emekle üretime yönelmişler.
Köydeki  kadınlar bir araya gelerek kilise kadın kolunu  oluşturmuşlar.
Zeytinyağı, sabun, reçel, nar ekşisi  benzeri tam yirmi ürünün satıldığı stantlar açmışlar.
Burada kazandıklarını hem kendi aralarında bölüşüyorlar, hem de kilisenin ihtiyaçlarını karşılıyorlar.
Bulundukları ortamı güzelleştirmek ve değerlerine sahip çıkmak amacıyla ben değil, biz mantığıyla hareket ediyorlar.
Zaten köye girince bunu  fark ediyorsun.
Benim evim, benim tarlam ,benim menfaatlerim yok.
Bizim çıkarlarımız ve bizim köyümüz düşüncesini her yerde görmek mümkün.
Diğer yerlerde bunu görmek pek mümkün değil.
Kısaca geçmişlerine ve değerlerine dört elle sarıldıklarını söylemek mümkün.
Bunları yaşatmak içinde ortak hareket etiklerine şahit olduk
Diğer bir fotoğraf ise;
Geldikleri ortamlarını unutup.
Büyükşehrin  ve paranın büyüsüne kapılıp geçmişini unutan kişiler.
Bunları  görünce üzülmemek elde değil.
Geçmişini unutup paranın gücüyle her şeye sahip olduğunu düşünenler.
Bulundukları ortamlar kendilerini gerçek kimliklerinden uzaklaştırmış.
Geçmişine ait izleri ve davranışlarını silmek için doğalıktan uzaklaşmış,  rol yaparak yaşamayan çalışan bu kişilerin içine düştükleri durum gerçekten dramatik bir tablo.
İstanbul un dışını taşra gören ve ötekileştiren bir düşünce.
Bu düşünceye sahip kişilerde biz duygusu sıfırlanmış.
Benim hayatım ve yaşamım her şeyin önüne geçmiş.
Toplumdaki birçok sıkıntının temelinde de bu düşünce var.
Eğer toplumsal menfaatlerimiz ve çıkarlarımız ön planda tutularak hareket etmiş olsaydık bugünkü olumsuz tabloların birçoğu ile karşılaşmaz idik.
Benim makamım, benim cebim, benim siyasetim, benim evim, benim çıkarlarım diye diye yaşıyoruz.
Ben merkezli bir yaşamın bizi yalnızlığa götürdüğünü görmeden harcadığımız bir ömür.
Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.

YORUM EKLE