KENDİ TOPLUMUMUZU AŞAĞILAMA ve KÜÇÜMSEME HASTALIĞIĞIMIZ

Bu yazımızda, aslî sahamız olmasa da, gerek lise ve gerekse yüksel tahsilimiz esnasında hafızamızda kalanları biraz da güncelleyerek sosyolojik ve psikolojik konular ve bilimsellikler içeren hususlardan bahsedeceğiz.

Ülkemizde, gerek aydınlarımız( okuyan-yazanlarımız) ve gerekse bunların etkisiyle düşünüp konuşan ahâlimiz yüzyıllar ile ifade edilebilecek bir zaman zarfında maalesef her fırsatta kendi cemiyetimizi (Milletimizi-Halkımızı-Toplumumuzu) küçümseyen, kınayan ve hattâ aşağılayan ifadeler kullanagelmiştir. Fakat, bir çeşit toplumsal ve psikolojik rahatsızlık olan bizdeki bu hâl, daha ziyade Islahat Fermanı - Tanzîmat ve bu evrilmemizin ürünü olan Jön Türkler ile daha da ivme kazanmıştır.

Kendi cemiyetini işe yaramaz, hep yanlış içinde, seviyesizlik gibi ahvâl içinde görme durumu;hastalıktan öte aidiyetsizlikle açıklanabilecek bir olgudur.Toplumumuz maddî ve manevî olarak Doğu ile Batı'nın arasında kalmıştır. İlk “Yenileşme Hareketleri” 2.Mahmut’a kadar uzanır.Bu gayretler, Batı’ya benzemeye çalışma ve sosyal yapıyı değiştirmeye yönelik içeriğe sahiptir. Türkiye, ilk Tanzimat’tan bu yana geçen bunca zaman içinde hedeflenen anlamda halen Avrupalılaşamamıştır. Bunu akılcı yolla izah etmek istersek şehirleşmenin manevi anlamda çarpık olmasına bağlayabiliriz. Toplumun kendi içindeki çekişmelerden kaynaklanan sebeplerle de sık sık baş vurulan bu küçümseme ve öteleme anlayışının kaynağı ise ; şehirde Avrupaî imkanlara sahip kişiler, yaşadıkları ortamlarda karşılaştıkları Avrupaî imkanlara sahip olamayan insanlar ve taşradan gelenlerin kendilerince komik buldukları yönleriyle dalga geçmesiyle geçirilmiş 200 yıl söz konusudur.

Olaya elden geldiğince bilimsel yaklaşalım:

genelini etkileyen veya geneli tarafından var olduğu kabul edilen bu hastalığın ana nedeni, diğer toplumlara olan aşırı özendir. Bu aşırı özenin sebebi de diğer toplumların kültürlerini, günlük hayat biçimlerini, konuk olarak gidip detayını bilmeden özlemini duyduğumuz yaşama tarzına özenmekten( Jöntürkler), filmlerden, gazetelerden, televizyonlardan bilmek gibi yüzeysel bakıştan kaynaklanır.

Unutma alışkanlığı yahut hastalığı, POP KÜLTÜRÜ ile de âniden ivme kazanmış; açlık, terör, kıtlıklar yüzyıllardır bu toprakların dinmeyen yarası olmuştur. Fakat görmezden gelme alışkanlığımız sonradan kazandırılmıştır. Savaşlarla büyümüş insanlarımız Kıbrıs Harekâtının ve gençliğimizi kamplara ayırarak birbiri ile vuruşturan kanlı ve karanlık ellerin getirdiği problemleri atlarsak Milletimiz 1950’den 1984’e kadar rahat yüzü görmeye başlamıştır ve bir takım çelişkilerin olması doğaldır. Fakat unutmayalım ki; bizim övüncümüzün nedeni bu coğrafyada doğmuş olmak değil bizi büyüten bu Vatanın, bu kültürün, bu toprakların diğer bütün devletlerden ve Milletlerden daha fazla onurla, daha fazla kanla, daha fazla eziyetle kazanılmış olmasıdır.

İşin aslı şu ki ; her toplumun kötüsü kötülükte, bağnazı bağnazlıkta, câhili cehâlette, medenîsi de medenîlikte başka bir toplumun bu vasıflardaki mensupları kadardır.
Herkes içinde yasadığı toplumun eksiklikleriyle birebir muhatap olurken diğer milletler hakkında çoğunlukla sadece gösterildiği kadarını bilir. Ayrıca; bizimki kadar kendi komik yanlarıyla eğlenebilme yeteneğine sahip bir milletin kötü yönlerinin gizli kalmasi güçtür. Bu durum, büyük olasılıkla, kendimize olan özgüven yüksekliğinden ve “dobra” olmak gibi kendimize özgü vasfımızdan olabilir. Bu yüzden de Türk’lerle alay etme eğiliminde olanların elinde çok fazla veri bulunur. Bu demektir ki; Türkler aptal değil fakat sadece başkalarından daha çok olmayan aptallıklarını diğer milletlerin gibi saklamayı bilmiyorlar

bakılırsa Cemiyetinin şahsında kendisini hep hor gören insanlar, kendini beğenmiş insanlardır. Sahip oldukları gururunu aşağılayıp öyle yenebileceklerini düşünürler; ancak, bu yanlıştır. Bu psikolojiye dair Spinoza çok güzel söylemiştir: “Kendini hep küçük gören, kibirli olmaya en yakın insandır.” Birgün, Antik Çağ zamanında Atina kentinde güzel kıyafetlerle o zamanın politikacısı işçi sınıfının içine girmiş ve onlardan oy almaya çalışmış; Sokrat da o zamanda bu politikacının psikolojisini şöyle yorumlamıştır: “İçindeki kibir, paltondaki her delikten dışarı fışkırıyor” Kendilerini boşlukta hisseden insanların kendilerini küçük görmelerini, hasta bir atı kırbaçlamaya benzetilebiliriz. At önce kısa süreli bir hareket eder; ancak, bu onun çökmesini daha çabuk hızlandırır. Netîce îtibariyle; Milletimiz, Cemiyetimiz bizim istediğimiz düzeydee gelmemişse ve olmamışsa bunun sorumlusu bu Milleti yönetenlerdir; cemiyete yön verenlerdir. Yani; yine bu cemiyetin aydınlarıdır.Çünkü; kaynakları yatırımların en büyüğü ve kutsalı olan İNSAN YETİŞTİRME seferberliğini yapmayan rejim, yönetim ve icraatlardır. Siz, henüz 24 ay önce “...TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR” diye tarif ettiğiniz ve bu ifadeyi ayakta 4 kez alkışladığınız halde 2 yıl sonra Canavara benzemek uğruna binlerce yıllık kültür ve kimliğinizi sıfırlarsanız ve bir Milletin okumuş-yazmışları (“aydınları” demiyorum) burada en iyimser ifade ile korkunç bir aymazlık görmüyorsa söylenecek söze, harcanacak zamana pek gerek kalmıyor demektir.

YORUM EKLE